VALS GİBİ

Dilber sultanın günleri olurdu on beş günde bir.Yaşlılar evi ,naftalin kokusu ,beyaz sabun kokusu eşliğinde ; kurabiye ,likör,sigara (öküz kızacak şimdi gene sigara diye ne diyeyim onda fuck -buddy bende sigara..alışın artık) ikramıyla…
Misafirler gelmeden önce, zaten yüzyıldır hiç bi şekilde yeri değişmeyen mobilyaların, nazik nazik tozu alınır, dantellerin inci beyazı olup olmadığı kontrol edilir, yemek masasının üzerine beyaz servis porselenleri, gümüş kaplama çatallar, likör bardakları ve nane likörü servis edilecek orjınal bi sürahi konur ve bu sanki ilk kez yapılıyormuş gibi özenle ve heyecanla yapılırdı. Oradan kaçmak isterdiniz. Sabah okuldan gelmiş olmanın, ödevlerini erkenden bitirmiş olmanın ve gidecek bir yer olmayışının olumsuz etkisiyle kalmaya da mecburdunuz.
Suratsız suratsız yardım ederdim. Hayır, sanki çatallar aynı hizada olmasa yemek yenmeyecek. Öyle bir intizam öyle bir düzen…
İlk gelen hep Makbule Teyze olurdu.Ayakkabılarını çıkarır çıkarmaz,çantasından çıkardığı Osmanlı işlemeli papuclarını giyer,kalın bacaklarının üzerinde dizlerinden aşağı doğru sallanan şalıyla ,aheste aheste yürürdü.Hayalimde çoğu kez “ Kontes” olarak düşlerdim onu.Hepsinin bir kalıbı vardı gözümde."kontes makbule".)))büyük bir şatoda yaşıyordu,hizmetçilerini azad etmiş ,eve kapanmış,şövalye olan kocasının ölümünün ardından onun yasını tutuyor,kendini evine kapatıyor,arada bir geceleri elinde şamdanla ormana gidiyordu.Hayale bak!!!!
İçeri girer girmez, mis gibi acıbadem kurabiyesinin kokusunu alır
_Döktürmüşsün yine Dilber Sultan, derdi.

Dilber sultan kendinden emin,elinin her değdiği şeyin lezzetinden emin,misafirlerinin beğenisinden emin,bir yandan mütevazi tavır ,diğer yandan gurur..
Kimse gelmeden dedikoduya başlarlardı:
_filancanın oğlu ,Amerika’ya gitmiş ti ya hani ,ecnebi bi kızla evlenmişti ,ayrılmışlar.. çocuklar annede kalmış..Katolik olarak yetişirler alimallah..tüh tühhhh..
-Fahriye hanımın kızı...kendinden 25 yaş büyük patronuyla evlenmiş.ayol para içindir ,Fatma Girik gibi kız,hömücük adamla ne işi var.hııhh..

birazdan kapı çalmaya başlar sırayla.yavaş yavaş geliverirler.kapıdan karşılamaya başlarım bende.hepsi kokoştur: ))içeri girmeden yanaklarımdan bi sıkarlar ,"aaaa nasılda büyümüşş..bu kız gün geçtikçe babasına benziyor ...aynı üzüm gözler.."aptal ve sahte bi gülümsemeyle KARŞILAR onlar içeri girerken hayalim sinyal vermeye başlardı: fahriye teyze meğerse eskiden bacı kalfaymış.ince hastalığa tutulmuş hanımı için sevdiceği ile aralarındaki iletişim kablosu görevindeymiş..hayalime çok gülerdim ..:)))
Nezahat Teyze ise bundan önce ki yaşamında anaç bi tavuktu muhtemelen.Poposunu bi sağa bi sola ağır ağır çevirirken birazdan yumurtlayacak gibi dururdu.içlerinde bir tanesi bile 50 yaş altı olmayan bu kokonalar grubu, hiç beklemediğiniz sohbetlere girerlerdi.çoğunun gençlik maceraları ,şehrin sayılı esnafları tarafından nasıl da kesildiklerine ,nasıl da göz süzdüklerine ,nasılda istenip te verilmediklerine dayanırdı.sonra uzun süren evlilikleri ve yeni yetmelerin üç beş yılda yaptıkları evliliklerin mukayesesini yapar,nelerden fedakarlık yaptıklarından dem vururlardı.en sevdiğim bölüm gençlik aşklarını anlattıkları bölümdü.uzaktan uzağa sevmeler,taşların altına mektuplar koymalar..gümüş ayna,köstekli saat hediyeler:))
Yemek içmek muhabbeti bittikten sonra, dedikodulardan, mahalledeki asayişin berkemal hale gelmesinden hemen sonra, birbirine yakın koltuklardan dolayı daireymiş hissi veren salona geçilir, herkes yerine oturur, nane likörü ve acıbadem kurabiyesinin olduğu tabaklar, yüzüklü peçeteler alınır, peçeteler dizler üzerine serilir en sevdiğim bölüme geçilirdi.
Derin iç çekişlerle başlardı anılar.Tam ortaya bağdaş kurar otururdum ,ellerim yanaklarımda, dirseklerim bacaklarımda..Masal dinler gibi dinlerdim.Sonra bana yönelirler ,hayatın engin tecrübelerinden dem vurarak tavsiyelerde bulunurlardı:
—bak kuzucuk. Zamane aşkları yalan aşklar. Kendini öyle sakla ki sana değsin
Sakladığına değsin sevdiğin.(ne kadar tuttuğum tartışılır:)) )
—evlilik kutsal bir emanet gibidir.koruyacak gücün yoksa emanete talip olma..
Sıra makbule teyzeye gelince ağızlıkla içtiği sigarasından nefes çeker, hayatımın tavsiyesini verirdi:

“evde aşçı, muslukçu, tamirci, çamaşırcı, çocuk bakıcısı, ütücü, terzi, acil durumlarda doktor, banyo günlerinde masör, geceleri yatağında fahişesi olucan adamın.”

Ahaaa..hayatın sırrını paylaşmışta unutulmadan not almam gerekirmiş gibi herkes yüzüme bakardı onaylayarak onu..
Bi kere kendimi erkeğe sunulmuş hediye paketi gibi hissederdim, bozulmama yeterdi bu. İçeriğindeki hizmet anlayışı canımı sıkardı. Sonra şuh kahkahalar atılır, salonun etrafını yedi kez dolanırdı bu kahkahalar. Bir anda hepsini kocalarıyla sevişirken hayal ederdim. iğğğğ… Berbat bişeydi bu. Hele bizimkileri..olamazzz.dünya kanunlarına aykırı olmalı.belli bir yaşın üzeri sevişemez..sevişemez değil mi?.

Onlar evlerine dönerken öpüşüp koklaşırken, yanaklarımdan mıncırlarken ben hala onları çıplak hayal ediyordum. Bir taraftan iğreniyordum hayalimden.

Ne kadar haklı olduklarını bilemiyorum.belki de haklılar..yani erkekler konusunda fazla şanslı sayılmam .oğlumun babası ile yaşanmış kısa ama mutlu bir dönem vardı..Tavsiyelerin uygulamaya döküldüğü bir dönemdi ve haklılığı sanırım kanıtlanıyordu.Ama ortada çocuğun varlığı söz konusu olunca ,yapmak istediği çok şey olduğunu ,daha çok genç olduğunu düşünen sevgiliyi de azad etmek gerekiyordu. Sanırım bu konuda da başarılıydım.

Bu öğleden sonra ofise acıbadem kurabiyesi getirdiler..Acaba bu mu ,bu koku mu hatırlattı her şeyi yine : )))))))


Hatıralarım yılgınlık verdi değil mi? Ama beynimde bir yerleri tetikleyen uyarıcılar nedeniyle zaman içinde yolculuklar yapıyorum ,iki ileri bir geri : vals gibi…..

11 yorum:

özgün dedi ki...

Yaşlandıkça eskiyi de hatırları da daha çok anıyoruz...
Ama en güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız :)

öküz dedi ki...

seviyorum yazılarını.. pek kalmadı, benzer "sıcak" etkiyi yansıtabilen blog. ellerine sağlık..

aklıma çocukluğumda yaşadığım travmatik bir kadın meclisi hatırası geldi... biraz ayıp, ama bence çokça da enteresandır.. paylaşayım...

annemin arkadaşları... kakara kikiri 10 kadın toplanmışlar...

anne mutfakta bir şeylerle uğraşıyor.. ben salondaki uzak kanepede kendi halimde oynuyorum.. 5-8yaş arası bir şeyim.

bir ara kısa pantolonumun önünü işaret etmeye başladı kadınlar..

alamadım..

gülüştüler.. gülüşmelerin yerini kahkahalar aldı..

anlam veremeyip, aptallaştım... "nooluyor lan?"..

laf atmaya başladılar.. anlam veremedim söylediklerine..

anne girdi o arada içeri.. nasıl gülüyor ama kadınlar arsız arsız..

kısa pantolonumun önündeki kabarıklığı bir şey sanmış salaklar..

kızdı anne... "hadi ordan! potluk yapmıştır" deyip, geldi yanıma.. düzeltti pantolonumu..

düştü jeton..

kızardım... pancar moda geçtim...
ne diye utandırırsınız ki o yaşta çocuğu.. yahut, çok mu ilginizi çekmişti benim pipim anlamadım ki..

yaş oldu bilmem kaç.... dün gibi hatırlarım o an hissettiğim utancı..

aptal şeyler..

not: makaron'ları denemelisin bir de(macaroni..bknz:beyazfırın)..

penelope dedi ki...

özgün,
yaşayamıdklarımız için sayfalar hazır bekliyor.gelsiiiin hayat bildiiği gibi geeelsiiiiin ,işimiz bu yaşamak
unutttum varlığımı doğarken
umudum ölmeden hatırlamak ...
diyor ya seze...işte tam da öyle..zebrana bayıldım :)))))

penelope dedi ki...

özgün :))
seze diye biri yok sezen sezen ..anlamıştırsın sen onu :)))

penelope dedi ki...

öküz:))

bunu söylerken ister istemez gülümsüyorum..

ve nazik yorumun için öncelikle teşekkürler.içerde bir yerlerde hassas bir buzağı var biliyorum onu:)))öküz öküz yazsanda sen....ve beğenisi onur veriyor tabii.

şimdi kadın meclislerindeki o sapsalak tavrın en büyük kurbanlarından biri olarak ben,esefle kınıyorum sana yapılanı..:))kadın milletinin aynen dediğin gibi bu hassas dengeyi anlamayışı -ki bu hasssas dengeyi hayatlarının her ne kadar merkezine koysalarda- benim de canımı sıkar.dostlarım oğluma takılıverecek olsalar hemen müdahele ederim .en gıcık olduğum da çocuğa dönüp: "ötüyooo mu kuş ahahahaha " sorusu..
onun yerine cevap veririm bazan
"ötüyo hııı duymak ister misin?"

bel altı espri anlayışımız bel altına ne kadar odaklndığımızı gösteriyor değil mi?
ilkel...tekrar o kadınları kınıyorum :))) sahii..potluk mu yapmıştı..kıhkıhkıh

özgün dedi ki...

Teşekkürler penolopecim
zebrayı bitirdim üstüne kurabiye yaptım çay demledim bile :)
bu sağdaki puro içen er kişi kimdir amerikan filmlerinden tanıyor gibiyim :P

öküz dedi ki...

gülme!! ne olacaktı? 7 yaşında ya var, ya yokum..

kadınlar soruyor bir de bunu ha?
of ki ne offff...

nayse ki, veriyormuşsun ağızlarının payını:)

penelope dedi ki...

evet kurabiyeni de gördüm ve eniştemin çok da şanslı olduğunu düşünüyorum:))oğlunun da ..oğlan di mi:))
buna zaman harcayan insanların içlerinde bi derya olduğuna inanırım .ve insanların ,tanrının çeşitli özellikler taşıyan çamurlarından yaratıldıklarını düşünürüm.muhtemelen seni sabır çamurundan yaratmıştır.bakan gözlerine sağlık ,kafandakini üç boyutlu hale getirme yeteneğini kıskanarak taktir ettim.benim oğlana oyuncak olarak yaptığım bi kaç maskeden ibaretti mesela:))seninkinin odası dolmuştur:))

ve o er kişi benim çocukluk aşkım..chrıstıan slater..muhtelif resimlerini görürsün blogumda:)
onla beraber büyüyoruz .ben çocukken o da çocuktu:)) ben ona aslında onda olmayan bi kaç özellik yükledim ,sevgilim oldu:)
blogda sevdiğim şeylerden olsun istedim.sahil,bank,sandal,kağıt gemiler,rıhtım,nirvana (kurt cobaın,fredy mercury nin heykeli,slater,radıohead, bob dylon.....anne yönümü anlatan figür..
sevdiğim herşeyden var işte..
manyak olduğumu bilmen gerek sanırım...:))))

özgün dedi ki...

ben seni nasıl buldum biliyor musun? Öküzün bloğunda özdemir asafın şiirini yazmıştın bir kere yorumuna çocukluğumdan bugüne dönüp dönüp tekrar okuduğum tek şeydir özdemir asaf kitapları.
Benim çamurum tibetten mi gelmiş nedir bir sabır bir sabır sorma oturup halime ağlayacağıma gülmeye,eğlenmeye,güzelliklere vurdum işte...
Senin bloğunda öyle güzel huzurlu bir yer benim için ne güzel döşemişsin..
Aman tatile falan gitmeyin giderseniz de gene yazın öküz de yazsın durmayın emi :)

penelope dedi ki...

sevgili öküz

kadın meclislerinde konuşulanları duysan bi:)))
erkeklerin belaltı fıkralar anlattıklarından bahsederler ama kadınlar da inan bana çok fena:)

ama ..ama..ama...bu enteresan bi döngü..adam arkadaşlarıyla kırıyo cevizleri.akşam geliyo eşine anlatıyo..eşi tüm kadınlara..sonra sırları açığa çıkan adamlar kadınlara tuu kaka..:))

garip bişey bu ya..neyseki çok takılmıyorum ortamlara..iş...bar..ev..sinema...dolayısıyla da patron,elemanlar, bar daki solist,garson,şarap, oğluum,oğluum,oğluum,starlar, gibi bi çevrem oluyor..bi de blog şimdi..siz de tabii:))
yoo rahibe değilim ama ..biraz bulutlardan ,uçan bi halıyla seyretmek alemi...iyi şimdilik..:))
halini düşünüp güldüm ama ..şeklini hayal etmekte zorlansamda
:))

penelope dedi ki...

sevgili özgün,
asaf şairlerimin piridir..onu anlamaya çalışırken anlardım içimdekini.ne iyi olmuş gelmişsin.
ben de yazarken önceleri okunuyor ya da okunmuyor umrumda değildi açıkçası.zaten ismimi link olarakda kullanmıyordum.yorum da yazsam cevaben bile dönemiyordu kimse:))ama şafak,sen ,öküz yorumlarınız çok kıymetli..dost meclisinde bişey anlatır gibiyim ..sıkılmadığınız sürece burdayım:))ve baş ucumda duran kitabımı hemen özgünün şansına diyerek açayım o halde ..işte bu geceki şiirin öyleyse:

Dün sabaha karsı kendimle konuştum
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum
Yokusun basında bir düşman vardı
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum

BU BLOG ASLINDA;

biraz günlük ..çokça dün'lük ..ama hepten deli saçması..

sahibinin histerik çıkarımlarından oluşmuş bilog.









penelope saklı sandık

herbişey

bi sonraki bölümde..

.